Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
HİKÂYESİ
1960'lı yılların Türkiye'sinde, Kütahya'nın Tepecik beldesinde geçen hikaye, hayatın tekdüzeliği içinde kendi dünyalarını yaratmaya çalışan iki gencin hayallerini merkezine alır. Recep bir karpuzcunun, Mehmet ise bir berberin yanında çırak olarak çalışmaktadır. Bu iki köy çocuğunun en büyük ortak tutkusu, kasabadaki sinemadır. Ancak onlar sadece film izlemekle yetinmezler; derme çatma hurda parçalarını, çöpten topladıkları film şeritlerini ve gaz lambalarını bir araya getirerek kendi film projektörlerini yapmayı hayal ederler. Ahmet Uluçay'ın kendi yaşam öyküsünden esinlenerek çektiği bu film, imkansızlıklar içinde filizlenen bir sanat aşkını anlatırken, bir yandan da Anadolu insanının saflığını, taşra hayatının durgunluğunu ve gençliğin o ilk masum aşklarını izleyiciye aktarır. Karpuz kabuğundan gemilerin yüzmeyeceğini söyleyen hayata karşı, inatla o gemileri yürütmeye çalışan çocukların hikayesi, sinemanın bir teknikten ziyade bir ruh işi olduğunu gözler önüne serer.
KARAKTERLER

🧑Recep
Hikayenin hayalperest ve azimli çıraklarından biridir. Bir karpuzcunun yanında çalışarak gününü geçirir ancak zihni her zaman köydeki o derme çatma laboratuvarında, film şeritlerinin arasındadır. Karşılaştığı tüm teknik imkansızlıklara ve çevresindeki insanların onunla dalga geçmesine aldırmadan, içindeki sinema tutkusunu canlı tutmayı başarır. Masumiyeti ve hayallerine olan sarsılmaz inancı, onu hikayenin en umut verici figürlerinden biri yapar.

💇♂️Mehmet
Recep'in en yakın dostu, suç ortağı ve berber çırağıdır. Sinema makinesini yapma sürecinde Recep ile omuz omuza verir, hurda parçalarını toplamak için kasabayı altüst eder. Mehmet, hayallerin peşinden giderken bir yandan da hayatın gerçekleriyle, kasabanın o küçük dünyasıyla yüzleşmeye başlar. Recep ile aralarındaki o saf ve çıkarsız dostluk, projenin hayata geçmesini sağlayan en büyük itici güçtür.

👵Nihal
Mehmet'in gönlünü kaptırdığı, kasabaya geçici bir süreliğine gelen genç ve masum bir kızdır. Taşranın o durağan yapısı içinde Mehmet için adeta bir ışık kaynağı olur. Aralarındaki o sessiz, kelimesiz ve sadece bakışmalarla ilerleyen ilk gençlik aşkı, filmin o hüzünlü ve romantik atmosferini besleyen en naif unsurdur.